Filozoflar

Facebook Twitter Subscribe
 
Filozoflar
Tarih : 15 May 10
Yazar : ozlem

Filozof sözcüğü sevgi ve bilgelik sözcüklerinin birleşmesinden meydana gelmektedir. Bilgeliği seven kişi anlamındadır. Kullanım açısından ise anlamı; felsefe ile uğraşan, felsefe yapan kişidir. İlk Çağ Felsefesi tarihine bakılacak olunursa, öne çıkan filozof tipi, hayatın en yüksek gayesine bilgide bulunan, bilmek için yaşayan ve edindiği bilgileri davranışlarının temeli yapmaya çalışan bir kişiliktir. Tabii ki düşünen herkes filozof değildir ve filozofların popülerlikleriyle ya da şöhretleriyle ilgisi yoktur. Eski kültürlerde bulunan şamanlık, kâhinlik gibi tanrı ile kul arasında aracılık yaptığına inanılan kişilikler Thales (650–548), Empodekles( 495–435) gibi filozofların temsil ettiği felsefi sistemde yerini araştırma ve düşünceye bırakır.

İlk Çağ felsefesi tarihinde ortaya çıkan bir çok filozof çoğu kez peygamber, ermiş ve kutsal kişiliklerle de bağdaştırılabilmişlerdir. Bu kişiler, aynı zamanda fizikçi ve bilim adamı kimliklerini de taşımışlardır. Filozoflar, öğretmek ve öğrenmek gayesiyle bir araya gelmiş bilimsel çalışmaya kendisini adamış filozof örneğini sergilemişlerdir. Bu döneme ait filozoflar, siyaset alanında da öne çıkan bir tablo sunmuşlardır. Yine bu dönemde, başlangıç filozoflarından farklı olarak, Anaxagoras (500–428), Demokritos (460–360) ve sonra da Aristoteles (384–322) ’te görüldüğü üzere dış çevreden çok, bakışını kendi düşünce dünyasına çevirmiş olan bir bilgin, araştırmacı filozof örneklerine rastlamaktayız. Daha sonra hayata daha çok yönelmiş, pratik filozof, erdemli bir yaşama sanatçısı, eğitici bir filozof modeli gelişmiştir. Sokrates böylesi bir filozof tipinin en önemli temsilcisi sayılmıştır. Batı’nın bilimi ile, Doğu’nun dini kültlerinin karşılaştığı Yunan felsefesinin son döneminde daha çok din coşkusu ile dolu olan ve kurtuluşu öğütleyen bir filozof tipi ortaya çıkar. İlk dönemi itibariyle filozof, doğa filozofudur. Daha sonra, ilgi insana yöneldiğinde, Tanrı, insan ve doğayı ilgi sahası edinen filozof ortaya çıkmaktadır. Aristoteles’in bilgi çevresinde oluşan zengin bilgi birikimi, bilimlerin tek tek bağımsızlığına yol açtığı gibi, her bilgi dalı hakkında müstakil çalışmalara yol açmıştır. Bu döneme ait filozof, bilimlerin ayrımlaşmasının neticesinde ortaya çıkan bu karmaşada kendini uğraşı alanı olarak, evren ve hayat ile ilgili genel sorunlara adamıştır. Aristoteles’ten sonraki filozof, doğru yolu ve yaşayışı arayan, öğreten ve bir öğreti geliştiren kişilik olmuştur. Ortaçağ Felsefesi Tarihi de İlk Çağ Felsefe Tarihinde olduğu üzere farklı filozof örneklerine sahiptir.

Devamı İçin Tıklayınız »

Filozoflar
Tarih : 15 May 10
Yazar : ozlem

30 Mayıs 1814 yılında doğan Rus anarşist 13 Haziran 1876′da vefat etmiştir. Asıl adı Mihail Aleksandroviç Bakunin olan düşünür, Anarşist düşünürlerin ilk kuşağının temsilcilerindendir ve anarşizmin babaları olarak anılan düşünürlerden biridir.

Moskova’nın Kuzeybatısı’nda, Torzok ve Kuvşinovo arasındaki Piramukhino köyündeki aristokrat bir ailenin çocuğudur. 14 yaşındayken Topçuluk Üniversitesi’nde askeri eğitim aldığı St. Petersburg’a girri. 1832 yılında eğitimini tamamladı ve Rusya İmparatorluk Muhafız Alayı’na düşük rütbeli bir subay olarak atandı ve Minsk’e, Gardinas’a, Litvanya’ya gönderildi. Babası Bakunin’in askeri veya sivil göreve devam etmesini istiyorduysa da, o 1835 yılında ikisini de terk ederek, felsefe okumayı umut ettiği Moskova’yı seçti.

Moskova’da eski üniversitelilerden oluşan bir grupla arkadaşlık kurdu ve ardından sistematik bir idealist felsefe çalışmasına başladı. Özellikle de Schelling, Fichte ve Hegel’e yoğunlaştı. Başından beri o ve arkadaşları çalışmalarını, o dönem modern bilimin başkenti sayılan Berlin’e bir seyahat yaparak tamamlamak istiyorlardı. Bakunin’in ailesi bu yolculuğun masraflarını karşılamayı reddetti; fakat sonunda yumuşadılar ve 1840 yılında yolculuğa çıktı.

Devamı İçin Tıklayınız »

Filozoflar
Tarih : 15 May 10
Yazar : ozlem

Jacques Derrida, 15 Temmuz 1930 El-Biar’da, ( Cezayir ) dogdu ; 8 Kasım 2004’te Paris’te öldü. Fransız bir filozof, edebiyat eleştirmeni ve Yapısökümcülük olarak bilinen eleştirel düşünce yönteminin kurucusudur.

Derrida’nın etkinliği yalnızca felsefeyle sınırlı olmamıştı. Özellikle ’60′lardan sonra yoğunlaşan siyasal konjonktür içinde ırkçılık karşıtı hareketlerde yer aldiği, Fransa’daki Cezayir’li mültecilerin haklarını desteklediği ve ayrıca Soğuk Savaş dönemi Çekoslavakya’sının muhalif hareketlerini desteklediği ve bu nedenden 1982 yılında aynı ülkede tutuklanmış olduğu bilinmektedir. Körfez savaşı sırasında ise Alman filozof Jürgen Habermas’la birlikte Frankfurter Allgemeine’de kaleme aldıkları bir yazıda, dünya entelektüellerini ABD’nin Irak’a karşı giriştiği saldırıya tavır almaya ve Avrupa’nın dünyadaki yerini yeniden tanımlamaya giriştiği bilinir.

Paris’te Ecole Normale Superieur’de ve Sorbonne Üniversitesi’nde okudu. 1970′lerden itibaren Paris ve ABD’deki Johns Hopkins, Yale, Harvard, Kaliforniya üniversitelerinde akademik kariyerini sürdürdü.Geliştirdigi yöntem ve kavramlar edebiyat eleştirisinden sosyolojiye, kimlik sorunundan felsefeye bütün düşünsel alanlarda etkisini gösterdi ve sarsıcı sonuçlara yol açtı.

Michel Foucault, Gilles Deleuze, Félix Guattari gibi ünlü Postyapısalcı felsefe’nin ya da başka bir değişle yapısalcılık-sonrası-teorinin kurucu öncülerinden biridir.1960′lı yıllardan itibaren geniş bir entelektüel kesimin dikkatini çekmeye başladı, özellikle düşünce tarihine yönelttiği köktenci eleştiriler ve yazmanın ( yazı’nın)doğasıyla ilgili teorik önermeleri önemsendi. J.J.Rousseau, Friedrich Nietzsche, Andre Gide, Paul Valery,Albert Camus gibi yazarları erken dönemde okuyan Derrida, Bergson ve Sartre etkisiyle felsefe çalışmalarına yönelmiştir. Bu yönelim sonrasında, sürekli felsefenin ve düşüncenin kıyılarında dolanacak, düşünce tarihi içinde geri alınması ya da yok sayılması olanaksız müdahaleler gerçekleştirecektir.

Devamı İçin Tıklayınız »

Filozoflar
Tarih : 15 May 10
Yazar : ozlem

Albert Einstein (14 Mart 1879 – 18 Nisan 1955) , Yahudi asıllı Alman teorik fizikçi.

20. yüzyılın en önemli kuramsal fizikçisi olarak nitelenen Albert Einstein, Görelilik kuramını (diğer adları ile İzafiyet Teorisi ya da Rölativite Kuramı) geliştirmiş, kuantum mekaniği, istatistiksel mekanik ve kozmoloji dallarına önemli katkılar sağlamıştır. Kuramsal fiziğine katkılarından ve fotoelektrik etki olayına getirdiği açıklamadan dolayı 1921 Nobel Fizik Ödülü’ne layık görülmüştür. (Nobel Ödülü’nün ve Nobel Komitesi’nin o zamanki ilkeleri doğrultusunda, bugün en önemli katkısı olarak nitelendirilen Görelilik kuramı fazla kuramsal bulunmuş ve ödülde açıkça söz konusu edilmemiştir.)

Einstein 1879 yılında Güney Almanya ’nın Ulm kentinde dünyaya geldi. Babası küçük bir elektrokimya fabrikasının sahibi; annesi ise, klasik müziğe meraklı, eğitimli bir ev hanımıydı. Konuşmaya geç başlaması ve içine kapanık bir çocuk olması, ailesini tedirginliğe düşürmüşse de, sonraki yıllarda bu korkularının gereksizliği anlaşılacaktı. Giderek meraklı, hayal gücü zengin bir çocuk olarak büyüyordu.

Einstein 14 Yaşında, 1893

Okulu hiçbir zaman sevemedi. Gerçekten de, genç Einstein’ın ileride ortaya çıkacak dehasının temelleri, kendisinin de sonradan belirttiği gibi, okulda değil başka yerlerde atılmıştı: “Çocukluğumda yaşadığım iki önemli olayı unutamam. Biri, beş yaşında iken amcamın armağanı pusulada bulduğum gizem; diğeri on iki yaşındayken tanıştığım Öklid geometrisi.Gençliğinde bu geometrinin büyüsüne kapılmayan bir kimsenin, ileride kuramsal bilimde parlak bir atılım yapabileceği hiç beklenmemelidir!”

Lise öğrenimini 1894′te İsviçre’de tamamladı ve 1896′da Zürih Politeknik Enstitüsü’ne (ETH) girdi.

Devamı İçin Tıklayınız »

Filozoflar
Tarih : 15 May 10
Yazar : ozlem

Ayn Rand (2 Şubat 1905 – 6 Mart 1982, ilk adı Alisa Zinovyevna Rosenbaum), kurduğu objektivizm felsefesi ve yazdığı Yaşamak İstiyorum (We the Living), Ben (Anthem), Hayatın Kaynağı (The Fountainhead) ve Atlas Silkindi (Atlas Shrugged) kitapları ve objektivizm felsefesiyle tanınan düşünür-yazar.

Felsefesi ve kitapları kendi bireycilik, rasyonel bencillik ve kapitalizm mefhumlarını vurgular. Devletin özgür bir toplumda yasal ama minimal bir role sahip olduğuna inanan Rand, bir anarşist değil ama bir minarşist’tir. (bu tanımı kendi kullanmamıştır.)

Romanları kendisine özgü oluşturduğu bir kahramanın tanıtımını merkez alır, Kahraman kendi yeteneği özgünlüğü ve bağımsızlığı yüzünden toplumla çatışır, ama bu çatışmalar onun hataları yüzünden değil, rasyonel davrandığı ve yürekten gelen bir şekilde kendi çıkarı için çalıştığı için olur. Rand’a göre rasyonel düşünen akıllar için çatışma söz konusu değildir. Kahraman yine de idealleri doğrultusunda devam eder. Rand bu kahramanı ideal insan olarak görür ve literatürünün bu tip insanlar için bir tanıtım yeri olmasını amaç edinir.

O’na göre,

İnsan değerlerini ve hareketlerini mantık kullanarak seçmelidir,

Bireylerin kendilerini başkaları için feda etmeden ve aynısını başkalarından beklemeden kendi amaçları için yaşamaya hakları vardır,

Kimsenin bir başkasının haklarına güç kullanarak tecavüz etmeye ya da güç kullanarak ona kendi fikirlerini empoze etmeye hakkı yoktur.

Gençlik yılları

Ayn Rand Rusya’da Saint Petersburg’da doğdu. Yahudi bir ailenin üç kızının en büyüğü idi. Ailesi agnostik ve dine karşı ilgisizdi. Küçük yaşlarından itibaren edebiyat ve sinemaya ilgi duydu. Yedi yaşındayken hikâyeler ve oyunlar yazmaya başladı. Annesi ona Fransızca öğretme görevini üstlendi ve çocuklar için hikâyelerin bulunduğu bir dergiye abone oldu. Bu dergilerde Rand ilk çocukluk kahramanını buldu: Rudyard Kipling tarzı bir hikâye olan Gizemli Vadi’de yerli bir subay, Cyrus Paltons.

Devamı İçin Tıklayınız »

Filozoflar
Tarih : 15 May 10
Yazar : ozlem

1913-1960 yılları arasında yaşamış olan Fransız düşünür ve romancı. Temel eserleri: La Chute (Düşüş), L’Homme Revolte (Başkaldıran İnsan), La Peste (Veba),

Düşünsel gelişimi iki ayrı döneme ayrılan Camus, birinci dönemde, dünyanın saçmalığı ve yaşamın anlamsızlığı konuları ve dolayısıyla, saçma kavramı üzerinde, buna karşın ikinci dönemde başkaldırı konusu ve buna bağlı olarak, dünyanın anlamsızlığına başkaldırmak, toplumu değiştirmek, kötülükleri gidermek ve daha iyi bir düzen kurmak amacıyla eylemde bulunma temaları üzerinde durmuştur. Ona göre, dünyanın saçmalığına, kaçınılmaz yenilgiyi bile bile kötülüklere karşı çıkmak, yaşama anlam katmaktan başka bir şey değildir.

Felsefesi tümüyle ahlaki bir çizgide gelişmiş olan Camus, felsefe tarihinin geçmişinde kalan spekülatif sistemlerden hiçbirinin insan yaşamı için bir rehber olma rolü oynayamadığı gibi, insanın sahip olduğu değerlerin geçerliliği için de bir teminat sağlayamadığını söylemiştir. İnsanın daima dünyanın, insani değerler, kişisel idealleri ve doğru ve yanlışla ilgili yargıları için bir temel sağlamasını istediğini dile getiren filozof, dünyanın insana karşı kayıtsız kalışını anlamsızlık ya da saçmalık olarak değerlendirmiştir.

Ona göre, geçmişte benimsenmiş olan ahlaki tavırlar, insani değerlerle gerçekliğin doğası arasında belli bir uygunluk ya da ahenk bulunduğu inancına bağlı olmuştur. Buna göre, ahlaki ayırımları geçerli kılan dış destekler, geçmişte din tarafından sağlanmaktaydı. Modern dönemde, dini inancın çöküşünden sonra doğan boşluğu, ona göre, laik dinler doldurmuştur. Nitekim Camus, Hegel ve Marks’ın tarihsiciliğinin insani değerleri gerçekliğe bir tür tarihsel gelişme öğretisiyle bağlama yönünde bir girişimden başka hiçbir şey olmadığını öne sürer. İşte o bu çerçeve içinde, Le Mythe de Syspe (Sisyphos Efsanesi) adlı eserinde, bir yandan insan varlıklarının amaçlı tavırlarıyla değer biçici olma rollerini sorguya çekerken, bir yandan da Hegel ve Marks’ın tarih öğretileri türünden değeri destekleyici gerçeklik yorumlarının iflas ettiğini söyler. Buna göre, değer biçici ve amaçlı bir varlık olarak insanın, kendisinin bu tutumuna destek sağlamayan bir dünya içindeki varoluşunu, Camus insanın durumunun saçmalığı olarak tanımlar.

Devamı İçin Tıklayınız »

Filozoflar
Tarih : 15 May 10
Yazar : ozlem

Ünlü Alman düşünürü 19 Mayıs 1762′de Rammenau’da doğmuş ve 29 Ocak 1814 yılında Berlin’de vefat etmiştir. Felsefedeki en önemli kavrayışı, temel çıkış noktası kendi özgürlük anlayışıdır.

Fichte’ye göre, irade ya da ben kavramları, temel gerçeklik olup, özgürdür ve kendi kendisini belirleyen faaliyetidir. Ben ya da irade edışındaki her şey ölü ve pasif bir varoluşu gösterir. Yalnızca böyle bir faaliyet, kendi kendisini belirleyen tinsel bir faaliyet, gerçektir. İradenin kendisi, yaşam ve akıl, bilgi ve eylem ilkesidir. Her türlü ilerleme ve uygarlığın harekete geçirici gücüdür. Bilginin dayandığı temel, kuramsal düşüncenin birleştirici ilkesidir. Şu halde, felsefede yapılacak ilk iş, böyle bir faaliyetin niteliğine, hem kuramsal ve hem de pratik aklın koşullarına, ilke ve önkabullerine ilişkin olarak ayrıntılı bir açıklama sunmaktadır.

Bir dokumacının oğlu olan Fichte, yeteneği olduğunu farkeden bir zenginin yanında yüksek öğrenimini gerçekleştirebilmiştir. Fichte, Kant’a büyük hayranlık duymuş, onu görmeye gitmiş ve ‘Bütün Tanrısal İlhamların bir Eleştirisi’ adlı eserini sunmuştur.

Devamı İçin Tıklayınız »

Filozoflar
Tarih : 15 May 10
Yazar : ozlem

24 Kasım 1632′de Amsterdam’da doğan Spinoza 21 Şubat 1677′de Lahey’de vefat etmiştir. Benedictius de Spinoza veya Bento d’Espinoza olarak da bilinmektedir. René Descartes ve Gottfried Leibniz’le birlikte 17. yüzyıl felsefesinin en önde gelen rasyonalistlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Zamanında anlaşılmayan pek çok filozof gibi Spinoza’da yanlış anlaşılmanın muhatabı olmuş, tuhaf bir çelişkiyle hem en büyük din düşmanlarından biri sayılmış hem de eserinin temel kaynağının Tanrı sevgisi olduğu söylenmiştir. bunlarla birlikte Spinoza’nın tam bir bilge yaşamı yaşadığı belirtilebilir. en büyük eseri Ethica isimli kitaptır.

Spinoza, Hollanda’da ticaretle uğraşan bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Ailesi Yahudi’yi ve Portekiz’den engizisyonunun baskıları dolayısıyla kaçıp önce Nantes’a sonra da Amsterdam’a gelmişlerdi. Bilimsel buluşların, dinsel bölünme ve çatışmaların, siyasal değişikliklerin ve felsefi gelişmelerin yoğun olduğu bir sırada Hollanda’da yaşadı. Spinoza’nın babası ticaretin yanı sıra sosyal alanda da gelişme kaydetmiş ve amsterdam’daki Sinagog’un ve Yahudi okulunun müdürü olmuştu. Ailesi spinoza’nın Yahudi hahamı olarak yetişmesini istemiş ve bu yönde gelişmesi için her türlü eğitim olanaklarını sağlamıştı. Spinoza bu sebeple erken yaşta gittiği Yahudi okullarında ve Sinagoglarda İbranice öğrenmiş, Yahudi ve Arap teologların çalışmalarını öğrenme imkanı bulmuştur.

Spinoza’nın laik ve sorgulayıcı düşünceyle güçlü bağlantısının başlangıcında eğitim sürecinin başlarında yer alan öğretmeni liberal haham olarak bilinen Manasseh ben Israel’in atkisi olduğu söylenebilir.

Devamı İçin Tıklayınız »

Filozoflar
Tarih : 15 May 10
Yazar : ozlem

31 Mart 1956′da doğan ve 11 Şubat 1650 yılında vefat eden Descartes, Fransız matematikçi, bilimadamı ve filozoftur. Batı düşüncesinin son yüzyıllardaki en önemli düşünürlerinden biridir. Descartes, 1628′den itibaren, 15 yıl süren geziler, savaşlar ve serüvenlerden sonra yerleştiği Hollanda’da, batı düşüncesini altüst eden bir felsefe sistemi kurmuştur.

Öğrendiğinin, gördüğünün, duyduğunun, inandığının hepsini birden büsbütün silerek, her şeyden kuşkulanmaya başladı. Yalnız tek bir şeyden emindi, o da düşüncenin varlığı. Buradan hareketle, evrenin açıklamasını yaptı.

Metot üzerine konuşmada hep karmaıştan basite inerek, gerçeği kuşatmaya yarayacak kuralları bir bir saydı. Felsefeyi, bütün inceleme kitaplarının Latince yazıldığı bir çağda, Fransızca yazarak ve sağduyu dünyada en iyi bölüştürülmüş şeydir diyerek herkesin uzman olmayanların bile anlayabileceği bir duruma indirgedi. Descartes her tür araştırmanın pratik niteliği üzerinde ısrarla durur. Ona göre en önemli bilimlerden mekanik, insanlara yardım edecek makineleri yapma sanatı; tıp, vücudu ve ruhu tedavi etme sanatı, ahlak, mutlu yaşama sanatıdır.

Devamı İçin Tıklayınız »

Filozoflar
Tarih : 15 May 10
Yazar : ozlem

1561 – 1626 yılları arasında yaşamış olan Bacon, bilimin öenmini ve insanlığın refahı yönünden vaadettiği olanakları ilk kavrayan düşünürlerden birisidir. Onun asıl ilgisi bilimi anlamak, bilgi edinmenin doğru ve etkili yolunu kesin bir biçimde bulup ortaya çıkarmaktır. Ona göre, doğanın gizemlerini çözmek ve kanunlarını keşfetmek insanlığın refahı ve insanlığın ilerlemesi için gereklidir.

Bacon’a göre bugüne kadar insanın doğa karşısında çaresiz ve zavallı bir duruma düşmesinin nedeni, ne insan aklının yetersizliği ne de doğanın anlaşılamayacak kadar karmaşık olmasıdır. Neden, yalnızca yanlış bir yöntemin kullanılmasıdır.

Böylece yöntemin gerekliliğini ve önemini belirledikten sonra Bacon, bunun nasıl oluşturulabileceği üzerinde düşünmeye başlar. Bunun için de öncelikle insanların yanlışa neden ve nasıl düştüklerinin gerekçelerini belirlemeye yönelmektedir.

Bacon’a göre, insanların yanlışa düşmelerinin nedenleri vardır. Bu nedenler;

1. Üniversitelerde öğretimin bozulmuş olması, ona göre, bunun temelinde yatan neden skolastik düşüncenin egemen olmasıdır. Bu düşünce insanların ilgilerini doğaya değil, birkaç otoritenin kitabına yöneltmelerini istemekte, başka bir deyişle doğanın bilgisini elde etmek yerine, bu eski kitaplardaki bilgilere güvenmelerini öngörümektedir. Kullanılan yöntem ise Aristoteles mantığıdır.

Gerçekten de o dönemde Aristoteles’in mutlak otoritesi egemendi ve özellikle fizik, matematik öğretileri hiçbir eleştiriye yer verilmeksizin olduğu gibi kabul edilmekteydi.

Devamı İçin Tıklayınız »

Filozoflar
   
 
Filozoflar
Filozoflar
Filozoflar